Portre | Marija Puipate

Tasarımlarını kendi vücudundan ilham alarak şekillendiren ürün tasarımcısı Marija Puipate ile tasarımları ve objelerle ilişkisi üzerine konuştuk...

 

 

Bize biraz kendinden bahseder misin? Kariyerine nasıl başladın?

 

Ben girişimci bir ürün tasarımcısıyım, kendi özel koleksiyonlarımı geliştirmekle beraber markalarla iş birlikleri yapıyorum. Kendi koleksiyonlarımda kavramsal ve hissiyata önem veren tasarımlar yaparken, iş birliklerimde teknik olanakları ve olasılıkları araştırmak ve denemekten hoşlanıyorum. Bunların yanı sıra Vilnius College of Design’da ders veriyorum. Kariyerimde ve kişisel hayatımdaki en büyük gelişimim Design Academy Eindhoven, Contextual Design bölümündeki yüksek lisansım süresince oldu. Yüksek lisansım süresince ilgi alanlarımı, tasarımcı olarak güçlü yönlerimi keşfetme fırsatı buldum. Bundan sonra yapılacak tek bir şey vardı o da iyi yaptığım işi yapmaya devam etmek.

 

 

Tasarımlarında insan bedenini ilham kaynağı, başlangıç noktası olarak alıyorsun. Bu fikir nasıl şekillendi, ilhamın neydi?

 

Tasarımlarımda her zaman objektif bir açıklama arıyorum. Tasarımlarıma başlarken hep bir fenomen, engel yada beklenmedik bir olaya odaklanıp tasarımlarımı etrafında şekillendiriyorum. Ritüel gibi hissettiriyor diyebilirim. Kreatif işler benim için çok önemli beni hayatta motive eden şey. Biraz fazla ciddiye alıyorum sanırım ve tasarım sürecini bir nevi takıntı haline getiriyorum. Üretim sürecini günlük hayatım, alışkanlıklarım ve duygularımdan ayırmıyorum. İkisinin arasındaki çizgi bulanık ve ilhamımda buradan geliyor. Genelde konulara çok yakından ve kişisel bir açıdan yaklaşıyorum. Bizim fiziksel benliğimiz ve objeler arasındaki ilişki beni çok etkiliyor. Müzelerdeki ev eşyaları bölümünde insanların yüzyıllar evvel kullandıkları objeleri görmek beni çok etkiliyor ve hala bilinç altımızda o objelerle benzer ilişkiler kurduğumuzu fark ediyorum. Yani aslında hiç değişmemişiz.

 

 

 

Kendini materyalist olarak tanımlasan da tasarıma çok duygusal bir yaklaşımın var… Bu iki ayrı davranışı nasıl ilişkilendiriyorsun?

 

Hepsi sevgiyle alakalı. Objelere duyduğum hayranlık ve takdir bende fiziksel ve manevi bir tatmin uyandırıyor. Sahip olduğumuz bizi rahatlatan ve beğendiğimiz objeler aslında kişiliğimiz hakkında çok şey söylüyor. Objeleri kendi beğenim ve beni duygusal olarak tatmin etmesi üzerinden değerlendiriyorum.

 

Şu sıralar nereden çalışıyorsun? Bize iş ortamından bahseder misin?

 

Şu anda Vilnius şehrinden çalışıyorum. Tasarım ortamının burda ölü olduğunu düşünmektense, yavaş yavaş geliştiğini düşünmeyi tercih ediyorum ve meslektaşlarımla bu gelişimi desteklemek için elimizden geleni yapıyoruz. Genel olarak burada tasarım perspektifi geleneksel ve pragmatik, çoğunlukla İskandinav minimalistliği hakim. Çok sayıda küçük girişim ve tasarım dükkanı olmasına karşın çok azı özgün ürünler sergilemekteler. Buna rağmen sanat platformları çok gelişmiş vaziyette. Bu ilham verici ve hatta zorlayıcı bir atmosfer yaratıyor.

 

 

Senin kişisel olarak en sevdiğin projen hangisi? Bize biraz anlatabilir misin?

 

Embracing Touch aksesuar koleksiyonundaki küpe tasarımım en çok sevdiklerimden. Şaşırtıcı bir şekilde koleksiyonun en çekicisi ve kullanımı en rahat parçası. Kullanıcılardan da benzer tepkiler alıyorum. Fakat ben en iyi tasarımımın hep bir sonraki olduğuna inanıyorum!

 

Şu anda partnerim Vytautas Gečas ile bir mobilya tasarımı üzerine çalışıyoruz. İki ayrı disiplinden tasarımcıların bir obje üzerinde çalışmaları fikri beni çok heyecanlandırıyor.

 

 

Sence bir tasarımcı olarak en kuvvetli yönün nedir?

 

Bence benim en kuvvetli yönüm ilham ve form konusundaki duyarlılığım. Ne kadar tasarımlarımda teorik bir fikir vurgulamak istesem de aslında yeni teknikler öğrenip kendi buluşlarımı yapmak çok hoşuma gidiyor.

 

Embracing Touch projende ‘eğer tasarımcısıyla tanışıp onunda etten kemikten olduğunu görseydiniz sizin için birşey değişir miydi?’ sorusunu sormuşsun. Ürün bittikten sonra tasarımcısıyla / üreteni ile ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?

 

Mistik biri değilim ama bence yaratıcısı üründe kendi enerjisinden bir parça bırakıyor. Bence hedef tüketiciye senin o ürün hakkında hissettiklerini hissettirebilmek. Daha sonra kullanılırken zaten o ürün yeni anlamlar ve fonksiyonlar kazanıyor. Bu da senin yarattığım objenin yeni yaşamı haline geliyor.

 

marijapuipaite.com​

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkanlar

22/10/2019

Please reload

  • Facebook - Black Circle
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle

© 2018 by Tasarlayanlar.