Portre | Umut Yamaç

Moooi markasıyla yaptığı işbirliğiyle çok ses getiren ve EDIDA 2018'de ödüle layık görülen Türk asıllı İngiliz tasarımcı Umut Yamaç'ın Londra'daki stüdyosuna misafir olduk ve yalın tasarım çizgisi ve kariyeri üzerine konuştuk.

 

 

Bize biraz kendinden ve stüdyodan bahseder misin? Kariyerine nasıl başladın

 

Mimar ve tasarımcıyım, Londra’da çalışıyorum. Bartlett School of Architecture’da mimarlık okudum, şu anda da orada ders veriyorum. Ellerimle üretmeyi ve çalışmayı merkeze yerleştirdiğim stüdyomu ise 2011’de açtım, Mimari ölçekteki fikirleri obje ölçeğinde deneyimlemeyi seviyorum. Mimarlık okuduğum dönemin çoğunda farklı materyalleri keşfederek ve birbirleriyle kurdukları ilişkiyi inceleyerek objeler ve enstalasyonlar tasarladım, Mimariden aydınlatma ve obje tasarımına geçiş yapmış gibi gözüksem de, bu benim için oldukça doğal bir süreçti. Mimari eğitim süreci aynı zamanda mekan ve kullanıcı arasındaki ilişkiyi kurduğum ve bunun beni büyülediği dönemdi.

 

Tasarım sürecin nasıl ilerliyor? Seni tetikleyen ve sana ilham veren şeyler neler?

 

Tasarım sürecim genel olarak bir fikrin özünü anlamak için sketch serisi ile başlıyor. Bu noktadan sonra ellerimi kirletmeye başlıyorum ve taslak halindeki fikirlerimi üç boyutlu modellere dönüştürüyorum. Modellerin sayısı arttıkça rafineleşiyorlar ve detaylanıyorlar. Çok sayıda modelden ve prototipten sonrasında, orijinal fikri olabildiğince sade şekilde ortaya çıkarmak ve objeyle ilişkilendirmek geliyor.

 

Benim için birçok farklı şey ilham kaynağı olabilir. Doğa, oldukça büyük bir ilham kaynağı. Kew Garden’a gitmeyi ve oradaki bitkileri incelemeyi çok seviyorum. Bunun dışında hiç beklenmedik bir an da ilham kaynağına dönüşebilir, çocuk parkındaki salıncaklar gibi!

 

 

                                                                       Bloom no.2

 

Stüdyonun Londra’da olduğunu biliyoruz. Orada çalışmak işlerini nasıl etkiliyor?

 

Benim için şehrin hızı, tasarım atmosferini en çok etkileyen şey. Çok sayıda başarılı mimari eserin ve okulun çevresinde olmak Londra gibi büyük bir şehirde çalışmanın güzel yanlarından biri. Bu okullardan birkaçında ders vererek (Bartlett School of Architecture & Central St Martins) eğitimin bir parçası olmaya devam etmek tasarıma dair tartışmaları her an canlı tutuyor ve bu stüdyoyu da olumlu etkiliyor.

 

Perch Light adlı projenle Moooi ile bir iş birliği kurdun. Bu süreç nasıl ilerledi?

 

Perch Light’I ilk olarak 2014’te Londra Tasarım Haftası kapsamında düzenlenen Design Junction sırasında sergilemiştim. Her biri el yapımıydı ve sınırlı bir koleksiyondu. Sergi sırasında Moooi’nin kurucularından biri olan Casper Vissers ile tanıştım ve birlikte bir koleksiyon tasarlamaya karar verdik. Moooi ile iş birliğimiz sonunda altı parçadan oluşan bir ürün serisi tasarladık ve bu seri de 2016 yılında Milano’da sergilendi. Üretimin ölçeğini büyütmek ve çeşitliliği arttırmak oldukça ilginçti ve ürünlerin daha kolay ulaşılabilir olması beni mutlu ediyor.

 

                                                                           Perch Light

 

Ana malzeme olarak kağıdı kullanmanın özel bir sebebi var mı?

 

Kağıt oldukça çok yönlü bir malzeme ve her proje için çok iyi bir başlangıç noktası. Her zaman ulaşılabilir, sürdürülebilir, yarı geçirgen, kıvrılabilir, katlanabilir, yumuşak veya sert olabilir…

Üzerinde çalıştığım her projenin kağıt bir modeli vardı. Perch Light projesi özelinde kağıt benim için doğru malzemeydi çünkü hafif bir strüktür oluşturmak istiyordum. Sert olması ve yarı geçirgenlik özelliği kirigami (kesme ve katlama işlemi) için çok uygundu.

 

Şu ana kadar ürettiğin projelerin arasından favorin hangisi?

 

“Son projen kadar başarılısın.” sözüne katılıyorum. Son projem Spun Halo, iplikler ve ışık aracılığıyla hacim oluşturmanın potansiyeline yoğunlaşıyor. 600 metrenin üzerinde ip kullanılan bu projede, gerilim iki kesişimde toplanıyor. Bu çapraz iplikler hareli bir desen oluştururken hareket illüzyonu oluşturuyor.

 

                                                                              Spun Halo

 

"Şeytan ayrıntıda gizlidir."

 

 

Portfolyon çoğunlukla aydınlatma ürünlerinden oluşuyor. Bu alana yönelmenin sebebi nedir?

 

Aydınlatma ile sınırlı olduğumu söyleyemem ama aydınlatmanın dönüşme halini oldukça ilgi çekici buluyorum. Işıklar her zaman açık değil, böylece kullanım dışında ürün başka bir role bürünebilir. Ayrıca ışık, mekanı ve mimariyi nasıl algıladığımızı da etkiliyor, bu ikisi arasındaki ilişkiyi de heyecan verici buluyorum.

 

Bir tasarımcı olarak güçlü bulduğun ve geliştirmek istediğin özelliklerin neler?

 

En iyi özelliğim aynı zamanda en kötü özelliğim: biraz takıntılıyım! Çoğu zaman iyi bir özellik ama nerede duracağını bilmek gerekiyor.

 

İçinde bulunduğumuz on yılda, tasarımcı olmanın en iyi yanı nedir?

 

Bu soruya 2020'de döneceğim!

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkanlar

Please reload