Portre | Vincenzo Savastano

08/14/2018

 

Eğitimi Floransa’da tamamlayan İtalyan-Türk ikilisi Vincenzo Savastano ve Gökçe Nur Karaaslan’ın iç mimari ve moda sektöründen gelen birikimlerini buluşturduğu, iç tasarımdan erkek modasına uzanan ofisleri Studio 900 Design hakkında konuştuk.

 

 

Bize biraz kendinizden ve stüdyonuzdan bahseder misiniz?

 

Institute of Art of Florence’da Plastic Disciplines and Sculptural Techniques bölümünde okudum. Beş yaşımdan beri çizim yapmaya ve etrafımdaki materyalleri şekillendirmeye ilgi duyuyorum. Annem beni bu konuda hep teşvik etmiştir. Uzun zaman Floransa’daki müzik etkinliklerinde direktör olarak çalıştım. Daha sonra moda endüstrisiyle ilgili araştırmalar yapmaya başladım ve kız arkadaşımın da etkisiyle İstanbul’a geldim. Burada yaşamak ve çalışmak isteyecek kadar çok etkilendim. 2014 yılında kız arkadaşımla beraber Studio 900 Design’ı kurduk. Stüdyonun amacı tasarım alanında servisler önermek: ürün tasarımı, mobilya koleksiyonları, iç mekan tasarımı ve tasarım danışmanlığı hizmet verdiğimiz alanlar arasında. Zanaatkarlığa ve çevre ile insan arasındaki ilişkiye değer vererek özgün bir dil oluşturmak istiyoruz. Studio 900 mobilya ve objelerin tarihinden, seyahatlerden, farklı şehirlerin güzelliklerinden çağdaş sanat dünyasından ilham alıyor. Çevreye duyarlı olmak en önem verdiğimiz değerlerden biri, bu yüzden tasarımlarımızda metal ve antika ahşaplar kullanıyoruz. Yine aynı sebepten hayvanlar üzerinde test yapmadan üretilen kumaşlar kullanıyoruz.

 

 

 

Stüdyonuzun Balat’ta olduğunu biliyoruz. Balat’ta çalışmak işlerinizi nasıl etkiliyor?

 

Yaklaşık altı yıldır Balat’ta yaşıyorum. Burası oldukça güzel, sakin ve sesiz bir yer. Şehrin merkezinde olmasına rağmen henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş, farklı kültürlere ait farklı hikayelerle dolu diyebilirim. Stüdyomuzu Balat’ta açmaya karar verdiğimizde ilk koleksiyonumu -Palation Collection- buraya adadım. Bu koleksiyon bana ev sahipliği yapan bu güzel semte dair bir övgü niteliğindeydi. Koleksiyonun stili post endüstriyel döneme ve mimarı elementlere odaklanıyor. Bu yıllarda emlak sektörünün durumu bu bölgeyi bambaşka bir boyuta taşıyor. Bu yüzden bir yıl önce stüdyomuzla beraber Boğazkesen’e taşındık. Bütün mobilya koleksiyonumuz yeni adresimizde ulaşılabilir durumda.

 

Projeleriniz arasında kişisel favoriniz hangisi?

 

Her proje ya da üründe ayrı tercihlerim var ve bunlar derin bir çalışmanın sonuçları şeklinde ortaya çıkıyor. Aralarından bir tane seçemeyeceğim çünkü her biri bana ait bir fikri yansıtıyor.

 

 

"Bir gün yaptığımız her şeyin bize ger döneceğine inanıyorum. Bu yüzden herkese hayatlarından en iyisini almak için ellerinden geleni yapmasını öneriyorum."

 

 

 

 

 

İç mekan tasarımından moda tasarımına uzanan geniş bir yelpazede çalışıyorsunuz. Bu birbirinden farklı projeleri nasıl yönetiyorsunuz?

 

Güzel olan her şeyin bir hikayesi vardır. Çizdiğim ve tasarladığım objeler üzerine aylarca çalışıyorum. Bu süreçte en çok dikkat ettiğim şey tasarladığım şeylerin insanlar üzerinde güçlü duygular uyandırması. Moda, tasarım ve sanat bu duyguları uyandırmak için kullanılan araçlar.

 

İstanbul ile Floransa’yı tasarım bağlamında karşılaştırsanız neler söylersiniz?

 

Floransa, İstanbul gibi güçlü bir tarihi olan ama kıyasla küçük bir şehir. Floransa’nın farklı bir ritmi var, fakat İstanbul’da -ne kadar harika olduğunu düşünsem de- aynı sayıda farklılık ve çeşitlilik yok. İstanbul’da insanlar modayı çok fazla takip ediyor ve kendi kişisel özellikleri çoğunlukla arka planda kalmış oluyor.

 

 

 

Tasarımlarınızda sadece geri dönüştürülmüş ahşapları kullanıyorsunuz, bu oldukça bilinçli bir tavır. İnsanlar bu tercihinize nasıl tepkiler veriyor?

 

Tasarladığımız objelerin çoğu yüzlerce yıllık değerli meşe ağacından yapılıyor. Yapabildiğim sürece müşterilerime bu yöntemi tavsiye ediyorum. Etik değerlere saygılı ve çevre dostu bir üretim yöntemi olduğunu düşünüyorum. Ahşabın yanında metal de kullanmayı çok sevdiğim bir materyal. Metale kolay ulaşılabiliyor ve endüstriyel sürecin sonunda geri dönüşüme oldukça uygun.

 

 

Tasarım süreciniz nasıl ilerliyor? Size ilham veren şeyler neler?

 

Her şey bana ilham verebilir: bir yolculuk, bir şekil, bir kitap. Bunun kültürel geçmişimle de ilgili olduğunu düşünüyorum. Fikirlerim birçok önemli aşamadan geçerek şekilleniyor ve bütün tasarım süreci ortaya çıkıyor.

 

Bir tasarımcı olarak güçlü bulduğunuz yanlarını neler? Hangi yönlerinizi geliştirmek istersiniz?

 

Aldığım heykel eğitimi hayal ettiğim herhangi bir şeyi anında üç boyuta taşıyabilmemi sağlıyor. Birden fazla yönümü geliştirmek isterdim. En önemlisi sokaktaki savunmasız hayvanların yaşam koşulları. Umarım yakın bir zamanda onlar için çok daha fazlasını yapabileceğim ve insanların bu konuda duyarlı olmasını sağlamaya çalışacağım.

 

 

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde tasarımcı olmanın en iyi yanı nedir?

 

Bu zaman diliminde çalışmak zor. Özellikle geçmiş jenerasyonun açgözlülüğü ve özensizliği sebebiyle doğa kontrolden çıkmış durumda. Tasarımcıların sorumluluklarının bilincinde olması ve çevreye duyarlı davranması gerekiyor. Bu zor ama gerekli bir davranış. Bu şekilde yaşanacak felaketlerden sorumlu olmayız ve belki de onları engelleyebiliriz. Bu işin güzel tarafı olacak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkanlar

22/10/2019

Please reload

  • Facebook - Black Circle
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle

© 2018 by Tasarlayanlar.