Portre | Third

07/09/2019

 

Merhaba! Bize biraz kendinizden ve Third’den bahseder misin?

 

Adım Tuğçe Özocak, markamın adı ise Third. Ailemin üçüncü çocuğu olmamdan dolayı bu adı markama taşıdım. Tipik bir ikizler burcuyum. Kısacası yapı olarak mı astrolojik olarak mı bilemiyorum ama kabıma sığamayan bir özelliğim var. Mutluluk gibi değil de enerji olarak. Sürekli proje üretmeyi, onları hayata geçirmeyi seviyorum. 2003 yılında AFS ile gittiğim Belçika’ da başladı tüm tasarım serüvenim. Zaten kreatif ve akademili bir aileden geliyorum ama AFS deneyimim bana lisede tekbik bir okulda moda tasarımı okumam için olanak sağladı. Sonrasında Antwerp Moda Akademisini 2004’ te keşfettim ve 2005 yılında sınavlarına girmiştim. Antwerp Moda Akademisi'ni master derecesiyle 2009 yılında bitirdim. Okurken 2008 yılında bir sürü ödül almıştım ve bununda gücüyle ilk markamı 2008’de kurdum. 2009’da okulu bitirdikten sonra da çalışmaya devam ettim. Bruno Pieters ekibinde 6 ay staj yaptım, İstanbul’a döndüğümde ilk işim Mehtap Elaidi yanındaydı. Sonrasında Beymen çatısı altında Academia markası için 3 sene çalıştım. Mehtap Elaidi her zaman için benim çok değer verdiğim biri ve mentorumdu. Yollarımız tekrar kesişti ve ben 2013 itibariyle tekrar Mehtap Elaidi markasının bir parçasıydım ve bu bana farklı alanlarla da kendimi geliştirmem için çok fırsat verdi. Bu yüzdendir ki her zaman Mehtap Hanım’a minnetim sonsuzdur. Bu süreçte, Third’ü 2014 yılında kurdum, Baa markasının kuruluşuna ortaklık ettim ve 3.5 sene boyunca kreatif direktörlüğünü yaptım. 2017 yılı itibariyle de Third Nişantaşı Akkavak Showroomu'ndan devam ediyor. Üç kız kardeş olarak işleri büyüterek devam ediyoruz. Third’ ün yanı sıra farklı forma projeleri veya desen çalışmaları gibi işlerle de Özocaklar olarak yoğun bir şekilde çalışıyoruz. 

 

 

Tasarım sürecin nasıl ilerliyor? Seni tetikleyen ve ilham veren şeyler neler?

 

Bir sürü şey.. Genelde o dönem takık olduğum bir albüm, müzik veya tını beni çok etkiliyor. Müziksiz hayal kuramıyorum. Sonra renkler ve dokularla coşuyorum.  Hikayemi netleştiriyorum. Tuzu biberi olarak da genelde etnik bir kostüm seçiyorum. Etnik dokular ve kostümler beni çok etkiliyor.

 

 

Yüksek lisansını Royal Academy of Antwerp’te yaptığını biliyoruz. Antwerp ile İstanbul’un moda sahnesini kıyaslarsan neler söylersin?

 

O kadar farklı iki coğrafyadan bahsediyoruz ki.. O ondan iyidir, bu bundan üstünden yapmam. Evet Avrupa’ nın veya Antwerp’ in bir sürü konuda daha ileride olduğu kesin. Ama kendi şartlarında değerlendirmek gerekli. Orada uçsuz bucaksız bir uçma hakkınız var ve kim olduğunuz, hikayeniz çok önemli. Ama bunu alarak bu hikayeyi destekleyen bir alıcı kitlesi de var. Maalesef ülkemizde perakende zor giden, tasarım para verilmek üzere son sıralara atılan bir konu başlığı ki bu inişli çıkışlı ekonomide hak veriyorum insanlara. Bu da bence tasarımcılara ve kreatif duruşlarına yansıyor. Bu yüzden kıyaslayamam.. Ayrıca Antwerp yaşaması ve tutunması zor bir şehirdir. Kültüre entegre olması, kabul görmesi hemen olmaz. Kışları uzun ve karanlıktır. Çoğu Akdenizli içinde bu ortamda kendini anlatmak zordur. Biz 70-75 kişi başladık eğitimimize mezun olurken 14 kişiye düşmüştük. Gerçekten zordu. En büyük fark orada gerçek bir disiplin var. Ama en üst seviyeden.

 

 

Şu zamana kadar tasarladığın parçalar arasında favorin hangisi? Neden?

 

Ceketlerim sanırım! Özellikle denim ceketler! Kombini ve giymesi en kolay ürün ve hala komik bir özelliği var. Bu yüzden bayılıyorum.

 

 

Koleksiyonlarına baktığımızda canlı renkler ve çizgiler dikkat çekiyor. Ürünlerinin seni yansıttığını söyleyebilir misin? Günlük hayatında da renkli ve canlı parçalar mı giyiyorsun?

 

Evet! Ben renkli giyinmeye veya aksesuarla kendimi canlandırmaya bayılıyorum. Şu an 34 yaşındayım. Ve yaş aldıkça bu renk giyme arzum ve aksesuar merakım iyice artıyor. Sanırım insan daha rahat ‘amaaaaan’ diyor. Bende de bu ‘amaaaan’ ruh hali salmak olarak değil de daha da renkli, kombinli giyinmek olarak devam etti.

 

 

Ürünlerinin en güçlü noktası sana göre nedir?

 

Hikayelerinin olması, her ürünün bir referans kostümü olması veya benim hayatımdan bir yere dokunması. Kalıp olarak da gerçekten rahat kalıplarımız var ve bu güçlü bir nokta. Birde ben müşteri tam memnun olmadan satışa veya para kısmına geçemiyorum. Bu belki ticari olarak akıllıca değil ama karşımdaki kadın kendini önce iyi hissetsin sonrası teferruat gibi geliyor.

 

Tasarımcı olarak en güçlü bulduğun yanın nedir? Hangi yönlerini geliştirmek istersin?

 

Çok disiplinli ve çalışkan olduğumu düşünüyorum. Ciddi anlamda duramıyorum. Ama bu da çoğu zaman uyku problemi olarak bana geri dönüyor. Kısacası uyuyamıyorum. Her sabah 06:00’ da ayaktayım zaten. Ayrıca hikaye yazmak, içerik oluşturmakta da iddalıyım diyebilirim. Ama duygusallığımı ve ticari sorunlarda paniklememi geliştirmek çok isterdim. Ben sadece işimi yapıp o kısımlarını unutmak çok istiyorum.

 

 

Playlist’inde en son ne çalıyordu?

 

Boulevard of Broken Dreams - Esquivel

 

İstanbul’da gitmekten en çok hoşlandığın mekan hangisi?

 

Kapalıçarşı ve Karaköy Lokantası

 

Hangi renk olmadan yaşayamazsın?

 

Kırmızı.

 

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkanlar

22/10/2019

Please reload

  • Facebook - Black Circle
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle

© 2018 by Tasarlayanlar.