Portre | Fossil.iz

01/14/2020

 

Öncelikle seni tanıyalım, kendinden biraz bahseder misin?

 

Merhaba, ben İzgi Erik. Küçüklüğümden beri aslında ne okumak istediğimi biliyordum. Bu sebeple, lise üç yazında Amerika’da Pratt’in Pre-collage eğitiminde İç Mimarlık programına katılarak tasarımla ilgili ilk adımlarımı atmaya başladım. Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık Bölümünü bitirdikten sonra, Milano’da farklı bir bölümde yüksek lisans yaptım. Naba’da Ürün Tasarımı üzerine eğitimimi tamamladıktan sonra orada hazırladığım tez projemle birlikte FOSSIL.IZ’i kurmaya karar verdim.

 

Fossil.iz’i yaratmaya nasıl karar verdin?

 

Bilkent’te okurken seçmeli ders olarak heykel sanatı ile ilgili eğitim almıştım. Çamur ya da seramik kullanmak yerine, herkesten farklı olarak aile şirketimiz, Çelikiş’in üretiminden çıkan metal atık talaşları birleştirerek hatta Antony Gormley’den ilham alarak insan figürleri ortaya çıkarmıştım. Bunu FOSSIL.IZ’in ilk temelleri olarak sayabilirim. Naba’da Master tezim için konu seçerken bu malzemelerin tekrar değerlendirilmesi gerektiğini düşündüm. Ayrıca dedemin 1962 yılında kurduğu şirketin içinde farklı bir alanda ilerleme fikri beni en çok teşvik eden etkenlerden biri oldu. Elimde büyük ve sınırsız bir kaynak varken bunları farklı bir şekilde kullanma imkanı beni heyecanlandıran noktalardan biri oldu.

Günümüzde sürdürebilirlik, geri dönüşüm, tekrar kullanım gibi kavramların önemi gün geçtikçe artıyor. Metalin de bir geri dönüşüm süreci var. Benim amacım, atık olan metal parçalarını endüstriyel ortamdan çıkarıp tasarım alanına kazandırarak bir farkındalık yaratmak oldu.

Tez danışmanım Frida Doveil’le birlikte bu metal talaşları farklı malzemelerle birleştirerek sonucu görmeye karar verdikten sonra iki temele dayanan kompozit bir malzeme ortaya çıktı. İlki İtalyanların 1800'lerde ‘‘terrazzo’’ olarak kullanmaya başladıkları yer karoları, mozaikleri fikrine benzer beton içerisinde metal atık talaşlardan oluşuyor. İkincisi bu atıkların şeffaf bir malzeme ile olan birleşimi sonucunda meydana geliyor.

 

 

Stüdyon/çalışma ortamın nerede? Bulunduğun mekan seni nasıl etkiliyor?

 

Milano’da başladığım bu projeye Türkiye’ye dönerek markalaştırmaya karar verdim. Şuan İzmir’de fabrikada kendime bir bölüm ayırdım. Her şeyi orada kendim yapıyorum. Hem elimdeki kaynakları yakından daha iyi takip edebilmek, hem de üretim alanının içinde bulunmak hoşuma gidiyor. Bu ortamda bulunmak benim için hazine avı gibi, her farklı tornadan çıkan malzemeyi incelemeye çalışıyorum. Bazen daha farklı boyutlarda ve şekillerde metal atıklar bulmak için hurdacıları geziyorum. Aldığım eğitimin dışında gerçekten hayatın içinde çok fazla şey öğreniyorum.

 

Fossil.iz adı altında neler yapmayı planlıyorsun?

 

FOSSIL.IZ’i geliştirme ve markalaştırma aşamasındayım. Malzemenin her türlü detayını çözdüğümde ürüne dönüştürmeyi düşüyorum. FOSSIL.IZ bir malzeme olduğu için birçok alanda kullanılabilir bir ürün. En büyük hayalim mimari uygulamalarda görmek olsa da,  yer ve duvar bitişlerinde, mobilyalarda kolaylıkla uygulanabilecek bir malzeme. Bu sebeple sınırsız bir alan sunuyor. 2019 yılında Milan Design Week ve Dutch Design Week, olarak iki tane tasarım fuarına katıldım. Çok güzel insanlarla tanışıp çok değerli birikimler kazandım. 2020 yılı içinde de bu gibi organizasyonlara daha çok katılıp FOSSIL.IZ’i daha çok tanıtmak istiyorum.

 

Malzemeleri tanımak için nasıl bir yol izliyorsun?

 

Teknolojinin gelişimi ve dünyadaki azalan kaynakların yarattığı boşlukla birlikte malzeme çalışmaları çok arttı. Bunun örneklerini fuarlarda ve online platformda her gün görmek mümkün. 2013 yılında New York’ta Material Connexion’ı ziyaret etmiştim. “Malzeme kütüphanesi” diye bir yeri de ilk defa duymuştum. Hayatımda hiç görmediğim kadar çok örneği bir malzeme kütüphanesinde bir arada görmek beni çok etkilemişti. Binlerce çeşit, renk, doku, form... Sonsuz bir yerdi. Malzemelerin önemini ilk o zaman anlamıştım. Milano’da master yapmamın en büyük avantajlarından biri de yeni malzemelerin uygulandığı alanları, ürünleri yakından görmek oldu. Yani malzemeyi bir kartelada ve ya renderda görmektense canlı olarak gerçek ölçekte uygulamalarını görmek bana fazla şey öğretti. En son gittiğim Dutch Design Week’te Hollanda’nın bazı şehirlerinde olan “Broeinest” adlı malzeme kütüphanesine gittim. Her tasarımcı ve mimarın ziyaret etmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Bunların dışında da yeni malzemeleri tabii ki online platformlarda ya da gittiğim tasarım haftalarında keşfetmeye çalışıyorum.

 

 

 

Sürdürülebilirlik senin için ne ifade ediyor?

 

Istanbul Art News’in Bienal için olan özel sayısında küratör Nicolas Bourriaud’ın röportajında Kavramsal Sanatçı Douglas Huebler’in 60lı yıllarda dediği bir şeyi okumuştum. Şöyle demişti: “Dünya nesnelerle dolu. Daha fazlasını eklememize gerek yok...” Sürdürülebilirlik, geri dönüşüm gibi kavramlar artık anahtar kelimeler olup küresel bir görev haline gelmiş durumda olduğunu düşünüyorum. 16 yaşında Greta Thunberg’in tek başına başlattığı savaşla birlikte bir kişinin neler yapabileceğini gördük. Bana göre bize düşen görev korku ya da tedirginlikten çok, yüzleşme cesaretini gösterip harekete geçmek.

 

Sürdürülebilir tasarımın dünyadaki ve Türkiye’deki yeri hakkında ne düşünüyorsun?

 

Sürdürülebilirlik gerçekten çok gelişen ve daha da gelişmesi gereken hepimizi etkiyen bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Dünyada buna kendini adamış mükemmel örneklerini gördüğümüz birçok başarılı proje var. Artık çoğu marka buna özellikle dikkat ediyor. En klasikleşmiş, kült ürünlerin bile malzemelerini değiştirip geri dönüşümden elde edilen malzemeler ile değiştiriyorlar. Bu sadece tasarım alanında değil, birçok meslek grubunda (mimari, endüstri, moda, mutfak, gibi...) gündem olan bir konu. Tasarım form ya da estetikten çok “neden-sonuç” oluşumlarına doğru bir dönem başlıyor. 2019 yılında yapılan İstanbul Bienal’i “Yedinci Kıta”, Türkiye’de gerçekten çok büyük bir etki bıraktı. Yaşadığımız dünyayı, ekolojik yıkımı, doğayı insanlıkla birleştirerek ve tüm gerçekliğiyle herkese dokunan bir proje oldu. Bu gibi etkinliklerin farkındalık yarattığını ve bilinçlendirdiğini düşünüyorum.

Dezeen’nin her sene yaptığı DezeenAwards tasarım ödülleri, bu yıl (2019) katagoriler arasına, sürdürebilirlik seçeneğini ekledi. Bu hem yapılan projelere teşvik hem de konu üzerindeki önemin dikkate alınması için yapılan etkili bir yapılandırmaydı. Ek olarak; sürdürülebilirlik, geri dönüşüm gibi tasarımlarla ilgilenenlere kesinle Dutch Design Week’i ziyaret etmeleri gerektiğini önerebilirim.

 

 

 

Tasarımda ilham aldığın noktalar neler?

 

En büyük ilham kaynağım “gezmek ve deneyimlemek” diyebilirim. Gördüğüm her yeni yer, renk, form bana çok büyük ilham kaynağı oluyor. Sadece müze, sergi ya da bir galeri değil, gittiğim farklı kültürlerin içinde olmak, bu kültürde yaşayan insanlarla etkileşime geçmek hem üretkenlik anlamında bana ilham veriyor hem de kolektif olarak aynı doğruları savunduğumu görmek (sürdürülebilirlik, atık talaşların tekrar kullanımı gibi) beni heyecanlandırıyor.

 

Kendi tarzınızı nasıl tanımlarsın?

 

Minimal ama aynı zamanda da çok klasik olduğunu düşünüyorum. Yenilikçiliği ve gelenekselliği birleştirmeyi çok seviyorum, kısaca geçmiş ve gelecek diyebiliriz. FOSSIL.IZ’de de yapmaya çalıştığım fabrikadan çıkan talaşların, yeni bir alanda bambaşka bir şekilde kullanılması geçmişle gelecek arasındaki bağı vurguladığımı gösteriyor.

 

Bir tasarımcı olarak güçlü bulduğun yönlerin neler? Hangi yönlerini geliştirmek istersin?

 

Detaylara çok dikkat ediyorum. Birçok tasarımcı da olduğu gibi görsel zekam daha yüksek. Genelde gördüğüm detayları unutmuyorum. Bu yüzden de çevremdekiler iyi bir göz zevkimin olduğunu söylüyor. Fakat, bazen detaylara takılıp çok vakit kaybedebiliyorum. Günlük hayatımda da aynı konuda zorlanıyorum.

 

 

 

Playlistinde şuan neler var?

 

Prada’nın sosyal medya hesabını takip etmeyi seviyorum. Sanat yönetmenlerinin çok iyi olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda Spotify’da bazı runway ve kendilerinin oluşturdukları playlistler var çalışırken özellikle onları dinlemeyi tercih ediyorum. Kişisel olarak da Solange çok severim.

 

Hangi renk olmadan yaşayamazsın?

 

Renkleri çok seviyorum, ama beyaz hep olmalı.

 

Sana nasıl ulaşabilir ve nereden takip edebiliriz?

 

Instagram hesabım fossil.iz yada internet adresim fossiliz.com ‘dan ulaşabilirsiniz.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkanlar

Please reload

  • Facebook - Black Circle
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle

© 2018 by Tasarlayanlar.