Sanal Tasarım Sergileri

06/30/2020

Bildiğiniz üzere günümüzdeki pandemi şartlarından dolayı birçok sergi ve fuar iptal oldu veya ertelendi. Bunların başında Milano Tasarım haftası geliyor. Birçok tasarım ofisinin tüm yıl boyunca hazırlanıp yatırım yaptığı Nisan’daki fuar İtalya’daki zor koşullardan dolayı iptal edildi. Bu fuarın yanı sıra birçok fuar ve sergi çevrimiçi etkinliklerini düzenleme kararı aldı. Bunların arasında Art Basel, London’da Clerkenwell Design Festival ve Maison Objet Paris de bulunuyor. Eylül’de olacak Londra Tasarım Festivali ise çevrimiçi olacağını websitesinde duyurmuştu.

 

 

 

Mart’ta pandemi olayları daha yeni yeni duyurulurken Dezeen başta olmak üzere birçok basın ve sergi platformu sergileri sanal yapacaklarını duyurdular. Dezeen’in organize ettiği ‘Virtual Design Festival’ (VDF) etkinliğinde tasarımcılarla evlerinden görüntülü röportajlar, sunumlar, yazılar ve podcast serileri yer alıyor. Yerli ve yabancı birçok müze de ‘Google Arts and Culture’ üzerinden veya kendi sitelerinden sanal sergiler düzenliyorlar. Bu yazıyı yazarken sanal sergilerle ilgi düşüncülerim biraz karışıktı ve artısıyla, eksisiyle gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

İlk önce evlerde geçirdiğimiz zamanın artması ve evden çalışmanın getirisiyle bu sanal sergiler bir yandan değişen zaman algımız için kültürlü bir alternatif oldular. Normalde kalabalıkta sıra bekleyerek, birilerinin omuzunun arkasından zar zor görmeye çalıştığımız eserleri, projeleri evimizin konforu ile gezip istediğimiz kadar süre ayırabiliyoruz. Sizi bilmem ama sergilerde yazıları da okumaya başlayınca sergi gezme süresi çok uzadığından açıklama yazılarının fotoğraflarını çekip sonra okumayı tercih edenlerdenim. Sanal ortamda eseri açıklamasıyla incelemek çok daha rahat oluyor ve belli bir zaman kısıtlaması yaşamıyorsunuz. Bunlara ilaveten sergilerin çoğu ücretsiz olarak açıldı. MoMA, The Met, Victoria & Albert, İstanbul Modern, Arter, Rezan Has Müzesi gibi birçok müzenin sergilerini ücretsiz 360° gezebiliyorsunuz. Bunların arasında arkeolojik alanlar da yer alıyor ve harikalar. V & A müzesinde yeni açılan Kimono sergisinde küratörün kimonoları anlattığı tur videoları da yer alıyor. Beş dakikayı geçmeyen açıklama videoları eşliğinde kimono sergisini gezmek çok keyifliydi. Bu sanal sergilerin çoğu içerik olarak çok zengin ve çeşitliler. VDF ise tasarımcıların evinden görüntülü röportajlarını izleyebiliyorsunuz ve yeni projelerin detaylı açıklamaları yer alıyor. Aralarda yazılı ve görsel tasarım projelerinin haberleri de yer alıyor.

 

 

Buraya kadar her şey harika gözüküyor olabilir. COVID19’un sebep olduğu sergi aksaklıklarına yaratıcı, erişilebilir ve hızlı çözümlerin üretilmesi çok güzel. Ancak bir de bunun öteki kısmı var. Bu yazıyı yazmadan önce izleyebildiğim kadar VDF röportajı izlemeye çalıştım. Dürüst olmak gerekirse çok az videonun sonunu getirebildim. Dünya’da bu kadar olay oluyorken, çoğumuz aile ve arkadaşlarımızdan izole, fiziksel olarak ve zihnen sağlıklı bir hayat sürdürmeye çalışıyoruz. Bir yandan evden çalışıp bir yandan gelecek kaygılarını düşünürken bu bilgi bombardımanına konsantre olmak zor oluyor. Haber, telefon, mesaj, email, bildirimler, günlük hayat derken görüntünün sürekli kesildiği ve seslerin boğuk geldiği videolara bir saate yakın odaklanmak kolay değil. Tasarımcıların günümüzde bu teknik aksaklıkları nispeten çözmüş olması gerekmez mi? 

 

 

Şu an neredeyse dünyada birçok şey yavaşlamışken hatta neredeyse durma noktasına gelmişken sergilere katılan bazı tasarımcıların ‘Biz üretiyoruz, çok yoğunuz, koşturmacadayız.’ türündeki içeriklerle röportajları samimi gelmiyor. Bazı tasarımcılar için bu doğru olabilir ve onlar için ne mutlu! Fakat bir de bunlarla beraber gelen sanat & tasarım dünyasındaki sürekli üretken olma baskısı yer alıyor. Büyük ihtimalle insanların durmaya, kendilerini nadasa bırakmaya ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyoruz. Birçok ülkede işsizlik maaşı yardımına başvuranların sayıları rekor rakamlara ulaşmış durumda. Bu belirsizlik durumunda tasarımcıların sürekli üretici olmalarını beklemek çok gerçekçi gelmiyor. Belki de buna bir tepki olarak, daha hayatı hissetmek ve moralleri iyi tutmak için insanlar üretken olmaya çalışıyorlar. Maalesef bu sanal sergilerin oluşturduğu üretkenlik ve rekabet baskısı tasarımcılar için en iyi çözüm olmayabilir. Bu sanal sergileri topluma ücretsiz olsa da katılımcılar için ücretler veya sponsor bulmaları da gerebiliyor. Bu durumda sadece bütçesi olanlar katılabilmiş oluyor ve tüm tasarımcılara eşit bir oyun alanı oluşamıyor.

 

 

 

Çoğu tasarım okulu da bitirme projesini sanal sergiye çevirme kararı aldı. Tüm yıl boyunca tez ve bitirme projesi için çalışan öğrenciler karantina döneminde kapalı cam, seramik ve metal atölyelerine rağmen projelerini tamamlamak zorundalar. Kapalı atölyeler ve sanal sergiler ise birçok kaçırılmış imkânı beraberinde getiriyor. Sanal sergiler video, grafik ve animasyon alanları için dijital çözümler olsa da tasarımın bazı alanlarındaki disiplinlerdeki kumaşlara dokunmak, belli yüzeyleri, kokuları, sesleri birebir deneyimlemenin yerini tutmayacaktır. Bu süreçte öğrenciler mezuniyet sergileri keşke bir sonraki döneme ertelense dediğim çok oldu. Kendimi onların yerine koyduğumda sergide yüz yüze tanışabileceğim yeni insanları, o etkileşimlerle edineceğim deneyimleri ve mezuniyeti beraber kutlayacağım arkadaşlarımı düşünüyorum. Sanal sergiler bu deneyimlerin yerini tutmayacaktır.

 

Bu sanal sergilerin görüntülü röportajları bir saate yakın bir sohbet formatından oluşuyor. Bu röportajların sohbet gibi olması daha samimi bir hava oluştursa da izlediğim çoğu video’da konu çok uzayıp dağılmış oluyor veya bir türlü akıcı bir konuya bağlanmıyor. Projeler detaylı anlatılsa da onu diğer duyularımızda yakından görmek, dokunmak, işitmek hatta bazen koklamak istiyorsunuz. Size önceden hazırlanıp servis edilmiş projeler öznel deneyimin yerini tutmuyor.

 

 

 

VDF’deki görüntülü röportajlarda tasarımcılardan Joris Laarman, Marjan van Aubel ve Lee Broom ses ve görüntü kalitesi, ön hazırlık, sunum olarak araştırdıklarımdan izlemesi en akıcı olan videolardı. Bazılarında ise deneyimli bir tasarımcının yüzünden çok renkli çoraplarının kameranın ön planında olduğu, ‘ses sonda, renk sonda’ olmasına rağmen konuşmayı takip edemiyorsunuz. Her ne kadar evlerde daha fazla vakit geçiriyor olsak da iş saatlerimizde çok fazla bir değişiklik olmuyor. Hatta iş - ev hayatının sınır çizgisi değişmiş oluyor. Böyle bir düzende bir saate yakın bu röportajları izlemek yerine yeni bilgiler öğrenmek istediğimde bir TED konuşması veya müzelerin daha önceden hazırladığı belgesel içeriklerini izlemeyi tercih ediyorum. Kültürel bir zaman geçirmeye halim kalmamışsa da daha neşeli dizi ve filmlere yöneliyorum. 

 

Sonuç olarak bu sanal festivallerin olması basının yeni içerik üretmesi, tasarımcıları motive etmek, yeni projelerle ilham vermek ve tasarım öğrencilerini bilgilendirmek açısından hızlı bir alternatif oldu. Ayrıca iptal edilen fuarların maddi masrafları çok yüksek rakamlar ve ekonomik olarak küçük-orta tasarım ofisleri bir şekilde hayatta kalabilmek için yeni insanlara ulaşma ihtiyacı duyuyorlar. Bu festivaller onların PR ve tanıtımı için iyi fırsatlar çekebiliyor. Benim görüşümse bu daha yeni yeni düzenlenen sanal sergiler tasarımcıların yaratıcılığı ve deneyimiyle çok daha yüksek seviyelere ulaşabilecekleridir. Arttırılmış ve sanal gerçeklik turları, detaylı simülasyon videoları ve iyi organize edilmiş daha kısa süreli röportaj formatlarıyla insanlara daha cazip hale gelebilirler. Bu yıl göreceğimiz sanal sergiler ilk örnekler olacağı için sonraki sergilerin geliştirilmesinde iyi bir referans olacaklarını umuyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 


 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkanlar

Please reload