Portre | Mesut Öztürk

07/20/2020

Portre'de bu hafta Halka serisi ile tanıdığımız mimar tasarımcı Mesut Öztürk ile sohbet ediyoruz. Halka serisinin yeni ürünlerini görmek ve röportajın tamamı için okumaya devam edin. 

 

 

 

 

Merhaba! Bize biraz kendinden ve stüdyondan bahseder misin?

Merhaba. Kendimi eğlendirmeyi ciddiye alan ve bu uğurda maceralara atılmayı seven biriyim. Bugüne kadarki hayat yolculuğumda çeşitli maceraları deneyimledikten sonra, son iki yıldır da seramikle oynuyorum. Macera derken gelip geçici heves gibi de algılanmasını istemem ama, girdiğim her yolda sonuna kadar derinleşmeye uğraşıyor ve özgünlüğü arıyorum.

 

Mimarlık geçmişim olduğunu biliyoruz seramik yapmaya nasıl karar verdin?

Mimarlık geçmişimde, içeriği  “konsept geliştirme ve mimari tasarım danışmanlığı” olarak tariflenebilecek bir işte çalışmak ve halen de devam eden yarı-akademik kariyerim var. Yarı dememin sebebi yarı zamanlı hocalık yapmam ve doktorayı yarıda bırakmam. Mimarlıkla ilgili pratiklerimi bırakıp seramiğe başlamamın sebebi yukarıda bahsettim kendimi eğlendirme ve macera arayışı ihtiyacımı bu iki çalışma alanının tatmin etmeye devam edememesi oldu.

 

Meşhur halka serinin hikayesinden bahseder misin?

Halka serisi, kadim medeniyetlerin çanak çömlekleri, heykelleri ve mimari yapılarında kullanılan formların çağdaş bir yorumu diyebiliriz kısaca. Müzelerde ve kitaplarda görüp çok ilgimi çeken eğlenceli formlarla yeni bir ilişki kurmak istememle başladı hikaye. Aynı toprakları ve iklimi farklı zamanlarda paylaştığımız insanların yaşayışlarını üretimleri üzerinden düşünmeye çalışmak bana büyük bir gizemi keşfetmeye çalışmak gibi geliyor. Onların üretimlerinden ilham alarak, benzer hisleri yansıtan ama kendi özgün yorumum olan bir tasarım dili geliştirmeye çalışmaktan çok heyecan duyuyorum. Burdan aldığım ilhamla “güzel” olanın peşinden gidiyorum. Mimar düşünce yapısına sahip olan biri olarak mekanı güzel kılanın ne olduğu üzerine hep kafa yormuşumdur. Tamamiyle formüle etmesi zor olan güzellik kavramını üretebilmek biraz da içgüdülerin etkili olduğunu düşünüyorum. Aslında aynı tasarım ailesinin farklı tekil üyelerini üretmeye devam etmemin sebebi de bu arayış. Hayal etme yetenekleriniz ne kadar gelişkin olursa olsun kağıda çizdiğiniz bir tasarımın güzel olup olmayacağını son halini görmeden tam olarak kestirmek çok zordur. O yüzden çok kabaca taslaklar çizdikten sonra üretime başlarım ve büyük çoğunlukla da sonuç ürün ilk çizimimden farklı olur çünkü üretim sırasında parçanın şekillenmesini o anlık hislerime bırakırım.

 

 

 

Koleksiyonuna baktığımızda renkleri dikkat çekiyor ve her bir parça tekil. Tasarım kararlarından ve sürecinden biraz bahseder misin?

Aslında renkler de tekil çünkü renkleri karıştırırken reçete tutmuyorum, yine anlık hislerimle farklı renkleri yavaş yavaş karıştırırken bir noktada durmaya karar verip onu uyguluyorum.. Bütün seriye baktığınızda çok benzer renkler görebilirsiniz ama aralarında az da olsa ton farklılıkları işin doğası gereği vardır. Tekilliği ve özgünlüğü bu kadar vurgulamamın iki sebebi var aslında. Birincisi benim üretim sırasında heyecan duymam. Bir vazonun üretimi sırasında saatlerce ellerimle çalışıyorum, aynı vazoyu ikinciye üretmeye kalktığımda keşfetme heyecanı ortadan kalkmış oluyor. İkinci sebep de kullanıcıyla kurmuş olduğum empati ve naif de olsa dünyayı güzelleştirme arzusu. Mekanları güzelleştiren, kişinin bağ kurabileceği kıymetli nesneler üretmek istiyorum. Bir eserden dünya üzerinde yalnızca bir adet olduğunu biliyorsanız ona bakışınız değişir. Ona sahip olduğunuz için hissettiğiniz mutluluk, bir mağazadaki yüzlerce eşi olan bir vazoyu satın aldığınızda hissettiğiniz mutluluktan daha yüksek olacaktır.  

 

 

 

Tasarımcı olarak en güçlü bulduğun yanın nedir? Hangi yönlerini geliştirmek istersin?

Genel geçer tanımıyla tasarımcı kimliğini tamamen taşıdığımı düşünmüyorum. Mimarlık eğitimi üzerine eğitim almış, sanat ve tasarım üzerine kafa yormuş biriyim. Şu an içinde olduğum üretim biçimi bana göre sanat, tasarım, zanaat ve hatta girişimciliğin bir karışımı. Tasarımcı tanımına kısmen karşı çıkmamın sebebi işlevselliği çok az önemsemem ve sadece formların peşinde olmam. Halka serisi vazolardan oluşuyor, vazo kelimesi de bir işlevi tarif ediyor ama buradaki, gerekliliklerinin sağlanmasının çok kolay olduğu bir işlev. Ben bu işlevi aslında bir sanat formu olarak kullanıyorum. Örneğin kullandığım boya gereği bu vazoları suyla kullanamıyorsunuz. Dolayısıyla bir tasarımcı olarak güçlü bulduğum yan ancak form diliyle ilgili olabilir. Güzelliği önemsememi güçlü buluyorum sanırım. Geliştirmek istediğim konuysa seramik malzemesinin deneysel yöntemlerle kullanımıyla ilgili. Seramik çok eski ve çok sayıda farklı denemeye konu olmuş bir malzeme ama hala yeni deneylere ve henüz keşfetmediğimiz yöntemlere açık. Bu meseleye biraz emek harcamak istiyorum.

 

Halka koleksiyonun arasında senin favori ürünün hangisi?

Bu kolay bir soru değil, ben artık kendimi soyutlayıp bakamıyorum, her birine baktığımda ürettiğim dönemdeki hislerimi veya nasıl sergilendiği gibi birçok şeyi hatırlıyorum. Bunlardan bağımsız, nesnel olarak düşünmek zor.

 

Halka ailesinin her ay büyüdüğünü görüyoruz bu seriyi ‘X’ adette bitiricem dediğin kafanda bir tamamlanma noktası var mı?

Bunu yazdığım günlerde 104 numaralı vazoyu üretiyorum. Bir yılda 100 adet ürettim, belki bir 100 daha üretip 200’de bırakırım ama bu kesin olarak verdiğim bir karar değil. Halkalar belki de hayat boyu devam eden bir proje olur. Arada başka üretimler de olur ama bir yandan daha az bir yoğunlukla Halka yapmaya devam ederim. Göreceğiz, ben de merak ediyorum.

 

Stüdyo playlistinde neler var?

Benim müzikle ilişkim hep yüzeysel oldu. Tutkuyla dinlediğim, yeni şarkılarını beklediğim müzisyenler olmadı hiç. Playlist hazırlamaya da üşendiğim için radyo dinlemeyi ve hazır listeleri dinlemeyi seviyorum. Dinlediğim janralardan bahsedebilirim: Caz, 80’ler jazzy hiphop, Türkçe trap, gurbetçi repi, Yunan taverna şarkıları, synthwave, etnik elektro.

 

Kariyerine yeni başlayan bir tasarımcıya ne tavsiye verirdin?

Her yaratıcı kişi, yolculuğuna önce kendisiyle konuşarak ve kendisini anlayarak başlamalı. Kişinin ne istediğini ve neye yeteneği olduğunu iyi belirlemesi gerekiyor. Bu soruların cevabı verildikten sonra da uzun bir araştırma ve öğrenme dönemine hazırlıklı olmak gerekiyor. 


 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkanlar

Please reload