Fikir | Tasarımın Tasarlayanlara İhtiyacı Var (Mı?)

02/28/2018

Nedendir bilmem, tasarımcı olduğumu söylediğimde hemen ‘kıyafet mi?’ diye soranlara ‘hayır mobilya’ diye cevap vermeyi eskiden beri çok severim. Oysa, hayatım boyunca tasarım dünyasına işe yaramaz bir sandalye daha hediye edeceğimi sanmıyorum. Neden derseniz, ‘100 günde 100 sandalye’ projesinin sahibi Martino Gamper adeta hislerime tercüman olmuş. Londra’daki sokağa atılmış sandalye parçalarından oluşan basit ve fonksiyonel eşsiz tasarımlar yaratan Gamper, bence bir günde mükemmel olmayan sandalye tasarlamanın çok da zor olmadığını kanıtlıyordu.

Martino Gamper| 100 Chairs in 100 Days |Fotoğraf: Anna Arca

 

Belki de hemen hemen her defasında ‘ben tasarımdan anlamıyorum’ diyerek sözü geçiştirenlere, ellerinde tuttukları Dieter Rams’ın ‘iyi tasarımın 10 temel kuralı’na uygun tasarlanmış (bakınız tüm Apple marka ürünler) teknolojik aletleri kullanırken neden her gün hala rahatsız sandalyelerde oturduklarını sorarken aslında kendi tasarım pratiğimi sorgulamak hoşuma gidiyordu.

 

Sadece geçmişi yada şuanı değil geleceğin tasarımını da düşündürecek bir soru sormak mümkün mü diye araştırırken Anthony Dunne ve Fiona Raby’nin yayınladığı ‘Tasarımın A ve B'si’ manifestosu ile karşılaşmıştım. Dunne & Raby, tasarımı sadece bizi satın almaya teşvik etmesinin ötesinde düşünmeye teşvik eden, dünyanın nasıl olduğunu sorgulamaktan ziyade nasıl olabileceğini hayal etmemizi sağlayan sorular sormamıza yarayan bir araç olarak tanımlıyorlardı. Yani artık tek bir gelecek tasarımı kurgulamak yerine paralel evrenler tasarlamayı düşünmem lazımdı.

 

Mesela Dunne & Raby’nin 1995’te tasarladıkları Faraday sandalyesi, şeffaf turuncu dikdörtgen bir akrilik kutu içerisinde yer alan bir maskeden oluşuyordu. Evimizi işgal eden elektro-manyetik dalgalardan korunmak için bir sığınma aracı olarak tasarlanan bu sandalye, fonksiyonellikten ziyade psikolojik bir konfor sağlamayı amaçlıyordu. Etrafımızı saran gözle görünmeyen radyasyona karşı ne kadar savunmasız olduğumuzu tartışmaya açmak için bir hayatta kalma aracı olarak tasarlanmıştı.

 

Dunne & Raby, Faraday Chair 1995

 

Jerszy Seymour ise 2008 yılında MAK Viyana’daki (Museum of Applied Arts) performatif sergisinde katılımcıları ilk önce balmumu ile birleştirdikleri oturma birimleri üretmeye, daha sonra beraber yemek yaparak ürettikleri sandalyelerde yemek yeme deneyimini paylaşmaları için bir akşam yemeğine davet etmişti. Eleştirmek, değiştirmek ya da inkar etmek için ‘amatör’ yaklaşımla birleştirilen bu eylem aynı zamanda ütopyayı tartışmanın ütopyacı olmayan bir yoluydu. ‘Amatör’ olmayı yemek pişirme metaforunu ile birleştirerek yaratılan bu realiteden çıkan ‘The Workshop Chair’, bir kaç ahşap parçanın polikapralakton mum ile birleştirilmesiyle oluşan tamamen onarılabilir ve % 100 biyolojik olarak parçalanabilir herkesin kolayca üretebileceği bir sandalyeye evrilmişti.

 

Jerszy Seymour, The Workshop Chair, Amateur Workshop 2009


Bunun üzerine ben mobilya tasarımcısı olmadığımı kabullenip, tasarım küratörü olduğumu yavaş yavaş açıklamaya karar vermişken, aynı tarihlerde, ‘@’ işaretinin ilk defa bir müzenin koleksiyonuna alınmasını sağlayan New York’taki Çağdaş Sanat Müzesi (MoMA) Tasarım ve Mimarlık departmanı küratörü Paola Antonelli twitter üzerinden şu satırları paylaşarak, tasarıma dair geniş bir bakış açısı sunmak gerektiğini açıklıyordu:

 

‘İnsanlar tasarımın şekil vermek olduğunu düşünüyorlar. Tasarım stil değildir. Kabuğu şekillendirip, içerisindekileri umursamamak değildir. İyi tasarım, teknolojiyi, bilişsel bilimi, insan ihtiyacını ve güzelliği birleştirerek dünyada eksik olduğu bilinmeyen bir şeyi üreten yenilikçi bir tutumdur.’

 

Teknolojide tasarımın rolünü özetleyen trend raporlarıyla ünlü John Maeda ise, tasarımı üç tipolojiye ayırarak tasarımcıları yeni perspektifler geliştirmeye davet ediyordu. Yani kısaca özetlemek gerekirse Maeda, klasik tasarımı rahat bir sandalye tasarlamak olarak ele alırken, tasarım odaklı düşünmeyi ise inovasyonu ve deneyimi ön plana koyarak sandalyeye gerçekten ihtiyacımız var mı diye sorgulamak olarak tanımlıyor. Denkleme teknolojiyi eklediğimizde ise artık daha geniş kitleleri düşünerek şehirlerde oturma alanlarını sosyal hayatımızı geliştirecek şekilde ayarlayabilme pratiği yaratmak üzerine kafa yormamız gerekiyor. Geldiğimiz noktada belli ki, hem tasarımın hem de tasarımcının rolü ve sorumlulukları değişiyor.

 

Benim merak ettiğim aslında şu:

Peki kim bu tasarlayanlar? Biz tasarlayanları ne kadar tanıyoruz? Daha da önemlisi  tasarımı, tasarlamayanlara ne kadar anlatabiliyoruz? Bu platformda biraz güncel tasarlayanları keşfetmek, biraz da tasarım dünyasında olup bitenlerden haberler vererek ilham aramak için yazacağım. Belki de artık bizim de teknoloji, inovasyon ve tasarım üçgeninde kendimize nasıl bir rol tasarlayacağımızı düşünmemizin vakti gelmiştir, ne dersiniz?

 

Tags:

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Öne Çıkanlar

Please reload

  • Facebook - Black Circle
  • Instagram - Black Circle
  • Twitter - Black Circle

© 2018 by Tasarlayanlar.